Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Oturma Eylemi

"We live for books"
--Umberto Eco


Geçmişte okumuş olduğumuz bir kitabı düşünürken onu hayatımızın hangi döneminde, hangi ruh haliyle okuduğumuz kadar, hiç kuşkusuz onu nerede, hangi fiziksel koşullar altında, mesela nasıl bir odada, nasıl bir havada, nasıl bir koltukta otururken okuduğumuzu da hatırlarız. Proust'a göre bütün bu dinamikler okuduğumuz kitaba nüfuz eder, kitapta akan zamanla okurun okuma zamanı, kitabın mekanıyla okurun mekanı birleşir ve böylece aslında okuma eylemi sadece okunandan ibaret kalmaz, bir cümle okunduğu sırada hayatımızdaki küçük bir detaya bağlanarak gelecekte de o şekilde hatırlanır. Buna kendi okumalarımdan bir örnek vermek gerekirse, Thomas Chatterton'u ne zaman düşünsem, bana arsenik içerek yatağına uzanmış hâli hep eski evimizdeki menekşe rengi duvarları olan yatak odasında görünür ve odasının penceresinin önünden yatak odamızın balkona bakan penceresi önünde bekleyen bir saksağan havalanır.

Günlerden bir gün okumakta olduğum kitapları …
En son yayınlar
“Once you learn to read, you will be forever free.”
__Frederick Douglass

             Uzun zamandır bar filozofluğu yapmıyorum. Oysa en sevdiğim şeylerden biridir. Masada herhangi bir düşünce sorunuyla başlayıp uzadıkça uzayan ve yine masada sonlanan bu sohbetler tam olarak benim iklimime uyar, beni ölesiye mutlu eder. Herhalde en son bu işe kalkıştığımızda bir akşam üstü masada on kişi kadardık. Ortamı terk edip eve gitmek, kaçınılmazı erteleye erteleye gece yarısını bulmuştu. Hatırımda kalan, dış dünyamızın rüyalara yansımasından konu açıldığında her birimizin mutlaka dersten kalıp liseye/fakülteye geri gönderilme karabasanı olduğunun ortaya çıkmasıydı. Buna hâlâ çok gülerim. Bana göre en iyi bar filozofluğu masada iki kişinin olduğu ve diyalog şeklinde ilerleyen bar filozofluğudur. Bir zamanlar bu iki kişilik bar filozofluğunda beni mükemmel şekilde tamamlayan -çünkü ilgi alanlarımızın ortak ama fikirlerimizin farklı olduğu- bir arkadaşım olmuştu. Bu ender rastlanan bir şey, Capot…

İyi Kitap, İyi Edebiyat

“A library is infinity under a roof.”
― Gail Carson Levine


Merhaba,
Hayatta yapmayı en çok sevdiğim şey kitap okumaktır. Büyürken okuduğum kitaplar sayesinde algımı oluşturduğumu, bir anlamda kendimi yetiştirdiğimi düşünüyorum. Bana göre ilk gençlikte okunan kitapların üzerimizdeki etkisi geleceğimizi belirleyecek kehanetler gücünde. Bunu nasıl daha açık ifade edebilirim bilmiyorum, layıkıyla anlayamadığım bir kitabı okurken bile, içimde şimdiki zamanda belli belirsiz canlanan cümlelerin hayal gücümü etkileşime sokarak beni geleceğe bağladığına, bu sayede geleceğimi şekillendirdiğine inanıyorum. Bu yüzden yazarların, yazdıkları kitaplardaki insanların üzerimde hep emeği var. Yeni kitaplar beni hep heyecanlandırır. Kitaplar hakkında kendi düşüncelerimden başka diğer okurların ne düşündüğünü, anlatılanı nasıl algıladığını merak ederim. Okurlar arasındaki paylaşımın kişinin bakış açısına çoğaltıcı etki sağlayacağına inanıyorum. Aşağıda yer alan kitap seçkisi için yazdığım yorumları daha ö…

Bir Dilek

Lisedeyken çok zengindim. Ciddiyim :) Henüz faturalardan, market alışverişinden, kredi borcundan, sağlık giderlerinden vs haberimin olmadığı o gençlik günlerimde ailemin verdiği harçlıkla istediğim kitapları taksitsiz alır ve üstelik kitapçıya bile taksiyle giderdim. Bu sayede oluşturduğum kişisel kütüphanemle uzun süre mutlu ve güvende yaşadım. Ardından odamdaki raflarda tozlanan kitaplarla ilgili olarak fikrim değişmeye başladı. Her zaman başvurulacak başucu kitaplarım dışında, okuduktan sonra kitaplığa yerleştirdiğim ve yıllarca, -yani burası çok komik gerçekten- yıllarca orada durarak sararan sayfalar, bir daha okumayacağımı içten içe bildiğim, hatta kitap alma hastalığı yüzünden sürekli yenilerini eklediğim ve okunmayı bekleyen niceleri yanında tüm bu kitaplar ne ifade ediyor? O zaman bu yapay mutluluğun ve yersiz güvenin boşa olduğunu anladım. Böylece hepimizin varlığını bildiği, onayladığı, ama pek uğramadığı o müthiş yeri keşfettim: Halk Kütüphanesi! Sandığımın aksine içinde t…

Raymon Carver'la Bir Gün

Bazen kendimi Carver tarafından yazılmış bir öykünün içinde buluyorum ve tıpkı okurken olduğu gibi, içindeyken de öykünün anlamını bulmaya çabalıyorum, tıpkı evdeki farenin karı kocanın ilişkisindeki delikten çıkmış olması gibi.

Amras

amras'ın türkçe'ye kazandırılmış olmasına sevindim. bernhard'ın başka bir romanında (yok etme) karakterlerden biri diğerine bir okuma listesi salık verir, bu listede thomas bernhard isimli bir yazarın amras başlıklı bir kitabı da vardır. :) ben bu kitabın (baskısına kitabevlerinde rastlamadığımdan) hâyâl ürünü bir eser olduğunu sanmıştım. şimdi düşünüyorum da, bu kitap belki de yazarın kendine layık gördüğü okuruna tavsiye etmek istediği kitabıdır. (okuru kendine layık görmek ne kadar da bernhardça!)