Ana içeriğe atla

Ev

Ev

Kollarını gökyüzüne kaldırıp güvercinlere doğru koşmaya başlıyorsun. Onlarcası kanatlanıp havalanıyorlar gelişinle, meydanı toz duman basıyor. Seni gözden yitiriyorum. Yerimden kalkıp gittiğin yöne doğru sık adımlarla ilerliyorum. Kaldırımda karşıma çıkıyorsun. Bir sokak köpeğini takip ederek yanımdan süratle geçip gidiyorsun. Ne kadar büyümüşsün. Eylül’ün yedisinde dört yaşına basacaksın. Gittikçe babana daha çok benziyorsun. Sana mavi gömlek ve boyu dizlerini aşan kısa bir pantolon giydirmişler. Saçların yandan ayrılarak taranmış. Çocuk parkındaki en güzel çocuk sensin.

Balonlarıyla çıkagelen satıcı aklını çeliyor; adamın önünde, ayakta dikili kalıyorsun. Hemen bir uçan balon satın alıyorum, cesaretle yanına ilişip “Merhaba,” diyorum; sesim yaşına inip çocuklaşıyor. Balonu sana uzatıyorum, bana doğru atılıyorsun, elin elime değiyor, hiç bu kadar yakın olmamıştık. Kalbim güm güm çarpıyor. Seni daha iyi görebilmek için güneş gözlüğümü çıkarıyorum; işte o zaman kim olduğumu anlamış gibi kaşlarını çatıp yüzüme uzunca bakıyorsun. Neredeyse her şeyi sezdiğine inanacağım; babanın bazı günler neden eve geç saatlerde geldiğini bildiğine. Girişiyorum: “Bir tane de kırmızı balon alalım mı?” Kırmızı balonun ipini aceleyle koluna doluyorum. Dudakların aralanıyor, aralıktan boğuk, kısa bir çocuk kahkahası fırlıyor. “Daha ister misin?” Bekliyorsun; beni kabullendin. “Ama önce eve gidip para almamız gerek. Hadi gel.” Sana doğru elimi uzatıyorum. Alnımda beliren ter damlası, yaprağın üzerinden kayan yağmur damlası gibi yavaşça aşağı iniyor. Yutkunuyorum; “Evim hemen şurada.” Yalandan ilerideki apartmanları işaret ediyorum. Parmaklarımı izleyip “Orada Efe oturuyor.” diyorsun. Heyecandan sesim çatlıyor; “Öyle mi? İstersen gidip Efe’yi de görürüz, olur mu? Hadi gel. Lütfen.” Elim boşlukta sallanıyor. Ekliyorum; “Evdeki parayla on tane daha balon alabiliriz.”

Bana doğru bir adım atıp elimi tutacak oluyorsun, solgun güneş sahne ışığı gibi tam üstüne düşüyor, cayıp yaygarayı basıyorsun. Haykırmanla uzaktaki banklardan birinde oturan ve annen olduğunu bildiğim kadın elindeki gazeteyi yüzünden indirip ayağa kalkıyor.


                                                                                                           Güzin Tanyeri
                                                                                                                  2010


*İlk hali Filika Kısa Öykü Dergisinde yayımlanmıştır. 
*Parşömen Sanal Fanzinde yayımlanmıştır.



                                
-Beatrice Cerocchi-




Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İyi Kitap, İyi Edebiyat

“A library is infinity under a roof.”
― Gail Carson Levine


Merhaba,
Hayatta yapmayı en çok sevdiğim şey kitap okumaktır. Büyürken okuduğum kitaplar sayesinde algımı oluşturduğumu, bir anlamda kendimi yetiştirdiğimi düşünüyorum. Bana göre ilk gençlikte okunan kitapların üzerimizdeki etkisi geleceğimizi belirleyecek kehanetler gücünde. Bunu nasıl daha açık ifade edebilirim bilmiyorum, layıkıyla anlayamadığım bir kitabı okurken bile, içimde şimdiki zamanda belli belirsiz canlanan cümlelerin hayal gücümü etkileşime sokarak beni geleceğe bağladığına, bu sayede geleceğimi şekillendirdiğine inanıyorum. Bu yüzden yazarların, yazdıkları kitaplardaki insanların üzerimde hep emeği var. Yeni kitaplar beni hep heyecanlandırır. Kitaplar hakkında kendi düşüncelerimden başka diğer okurların ne düşündüğünü, anlatılanı nasıl algıladığını merak ederim. Okurlar arasındaki paylaşımın kişinin bakış açısına çoğaltıcı etki sağlayacağına inanıyorum. Aşağıda yer alan kitap seçkisi için yazdığım yorumları daha ö…

Bir Dilek

Lisedeyken çok zengindim. Ciddiyim :) Henüz faturalardan, market alışverişinden, kredi borcundan, sağlık giderlerinden vs haberimin olmadığı o gençlik günlerimde ailemin verdiği harçlıkla istediğim kitapları taksitsiz alır ve üstelik kitapçıya bile taksiyle giderdim. Bu sayede oluşturduğum kişisel kütüphanemle uzun süre mutlu ve güvende yaşadım. Ardından odamdaki raflarda tozlanan kitaplarla ilgili olarak fikrim değişmeye başladı. Her zaman başvurulacak başucu kitaplarım dışında, okuduktan sonra kitaplığa yerleştirdiğim ve yıllarca, -yani burası çok komik gerçekten- yıllarca orada durarak sararan sayfalar, bir daha okumayacağımı içten içe bildiğim, hatta kitap alma hastalığı yüzünden sürekli yenilerini eklediğim ve okunmayı bekleyen niceleri yanında tüm bu kitaplar ne ifade ediyor? O zaman bu yapay mutluluğun ve yersiz güvenin boşa olduğunu anladım. Böylece hepimizin varlığını bildiği, onayladığı, ama pek uğramadığı o müthiş yeri keşfettim: Halk Kütüphanesi! Sandığımın aksine içinde t…